Evet muhterem kardeşim sorunu anladım. istersen bu iki cemaatin kısa süre önce bir olmaları bahsinden başlayalım. Evet Mevlana Halid bağdadi zamanında Türkiyedeki bütün Nakşibendiler bir tek cemaatti. Mevlana Halidin yüzlerce halifesi oldu ve dolayısıyla yüzlerce kollar oluştu ve cemaat bütün dünyaya yayılma eğilimine girdi.. ancak bu olay kısa zaman önce değil en az bir 200 sene önce olmuştur.. yinede kısa sayılır. neti karıştırıp cevap vermek alışkanlığım olsaydı sanana daha net malumat verebilirdim.
İsmailağa cemaati ve Menzil adıyaman cemaati... bu ikisinin fark ve benzerliklerini sormuşun:
Birinci fark: İsmailağa da Sünneti Rasulullaha iltizam ve ilmi Kurana istinad var.
Diyeceksiniz Sünnete iltizam her tarikatta var, dolayısıyla Menzilde de var, öyleyse bunu İsmailağa lehine bir fark gibi yazmak doğrumudur ?
Cevap: Sünneti Rasulullaha ittiba evet bütün dini cemaat ve tarikatların arzusudur ancak iltizam başka bir şey.
İltizam sıkı sıkıya yapışmak ve her şart ve koşulda ayrılmamak demek. Mesela sakalı kesmek ve diploma almak arasında bir tercih yapmak söz konusu olduğunda Mahmudi Bir genç diplomayı değil sakalı tercih etmektedir Neden ? Çünkü bu tarikatta sünnete iltizam var olduğu için.
Veya çarşafı kuşanmak ile bir adi diploma almak veya filanca zengin müselmanla izdivaç etmek durumuları çakışsa Mahmudi bir hanımefendi asla çarşafını çıkaracak yolu değil onu muhafaza edecek yolları tercih eder, ve hakeza..
Diplomayı, dünyalık karyer ve karizmayı ayaklar altına alıp Kuran ilimleri tahsil edecek ve icazetnameyi almak yolunu yani medreseyi tercih etmekte bu kapının Sünnete iltizam ettiğinin bir mühim nişanıdır. Onbinlerce ev-medreselerin açılıp mümin müminat gençleri Kurana ve Kuran ilimleri tefsir hadis fıkıh kelam tasavvufa yönlendirmek bu kapıya nasip olmuştur.
Bir kardeşim anlattı babası haliç tersanede sakalı ve şalvarıyla çalışmaktadır. Bir gün derler ya sakalllarınızı keseceksiniz yada işe devam edeceksiniz. Birkaç kardeşimiz birlikte gelir muhterem şeyhimiz Mahmud Efendi Hazretlerine durumu arzeder ve irşadlarını rica ederler.
Hazreti İmam şöyle der:
"Bizler peygamberlerin yolundan gideceğiz, gerekirse pazarlarda zeytin satacağız, limon satacağız ancak şeriatımızdan tarikatımızdan asla vaz geçmeyeceğiz."
Bende birkaç sene önceydi bizzat işittim bir genç huzura çıktı ve halini arzetti sakallı olması hasebiyle iş bulmakta zorlandığını anlatıyordu.. Efendi hazretleri etrafındakilere dönerek: Bu hükümette bu işler düzelmedimi ? diye tessüfle sordu. Sonra gence dedi: Sakın sakalını kestirme.
İşte Peygamberlerin yolu budur. Bu yolda Allah için, din ve şeriat için dünyalık imkanlardan kısıtlanmak, ablukaya alınmak, sıkınıtı ve gam çekmek var ancak yoldan dönmek, sünnetten vaz geçmek, istikametten caymak yok.
Muhammed aleyhissalatü vesselam:
"İslam Garip başladı ve yeniden garipliğine dönecek. Gariplere müjde olsun."
Evet Mahmud Efendinin tarikatında Sünnete bil umum ittiba olmakla beraber ba husus teheccüd vakti geceyi ihya etmek ve akabinde Allahı zikre oturmak var. Bu zikir elbette Şeyh efendiden telkin edilmiş olmalıdır.
Sonra bütün namazları erkekler kesinlikle camide cemaatle kılmak var. Bundan dolayıdırki bir kardeşimiz bir vesileyle cemaate yetişememişse namazını heman tek başına kılmaz ve yinede ismailaya gider ve orda kendi gibi belki yoldan gelmiş, geç kalmış ve cemaat olmayı bekleyen kardeşler muhakkak bulur ve yinede namazını cemaatle kılar.
Bu durumlar böylece kısaca bilindikten sonra, İsmailağanın menzilden bir farkı istiharesiz kimseyi tarikata almamak. Pirimiz Muhammed Bahaüddin Nakşibendin talimatı üzre bizde evvela istihare edilir sonra tarikata kabul edilir.
Bir diğer mühim fark, bizim tarikatımızda insanları tarikata davet etmek yoktur. Muhterem Şeyhimiz bu gerçeği bir defasında şöyle ifade ettiler: Tarikata davet yasaktır. kimseye tarikata gel denmez. ancak namaza gel oruca gel Kurana gel denmelidir. şeriata davet etmelidir tarikata değil."
Esasında bu durum Tarikatı aliyeyi Nakşibendiyenin safi halidir. Hamdolsun bu safiyeti muhafaza İsmailağaya nasip olmuştur.
Şimdi kardeşimiz diyecektir; İsmailağa ile Menzil tarikatlarının 'müride bakan yönüyle' farkları varsa onları yazarmısın ?
Cevap: Tarikatlkar birer okuldur. Ve gittiğin bir okul ne kadar kaliteyse ordan mezun olan kişi de o kadar kalifiye olacaktır. En azından İsmailağadan geçenin fikri sağlam ve himmeti yüce olur. Ben her zaman en yükseğine en mükemmeline talip olmuşum. Eminim burdaki her müslüman kardeşim benim gibidir. İslami yaşamın zirvesi ve bu zamanda kemali nasıldır bunu bilmek ve yaşamak istedim ve İmam Mahmud efendiye intisap ettim. Sonsuz kerrat Hamdolsun asla pişman değilim. Aradığımı buldummu ? Alasıyla ve fazlasıyla. O kadar ki artık burda mevzu bahis olan kemalat ve fezailin ağırlıkları altında tek kelimeyle ezildim boğuldum diyebilirim. İmam Mahmud Efendi hazretleri himmet dünyamızda bize öyle yüksek ufuklar çizdiki tamam yakaladım, işte verilecek olanı aldım, işimi tamamladım bitirdim demek mümkün değil. Dolayısıyla acziyetini idrak, kusurunu itiraf ve tevazu ve mahfiyet Mahmudilerin devamlı halleri ve pür mealleri olmaktadır.
'Mektebetül Hanefiye' nin sahibi fazıl ve alim bir zat Nedim Hocaefendinin şu tesbiti dikkate şayandır: "Bütün anadoluyu karış karış gezdik, onlarca Şeyhler ziyaret ettik, emin olun değil şeyh olmak Mahmud Efendi hazretlerine mürid bile olamayacak haller içindeydiler."
Batıda veya doğuda gerçek Meşayıha değil bu söz. Onları tenzih eder ve her daim tazim ve hürmet ederiz. Ancak bu söz Mahmud Efendi Hazretlerinin anladığı müridliğin hele hele şeyhliğin ne denli yüksek ve çetin bir keyfiyete haiz olduğunu anlatmak içindir. Onu tanımadıkça bu sözler gereği gibi anlaşılamıyacaktır maalesef.
İsmailağada zikir :
Önce latife-i kalpte ismi-Zat (Allah Allah..) ile zikre başlanır sonra (2.sene) diğer letaiflere toptan çalışılır sonra (3.sene) hapsi nefes dersi sonra (4.sene) kalben lisanen hafiyyen zikri Tehlile (la-ilahe illallah) devam edilir sonra zikirle beraber murakabe verilir ve her sene murakabenin açısı ve hususiyeti değişir.. Her ders bir sene devam edilir ilh. Zikrin en azı beşbin adettir. Bu sayı bazdır üstü açıktır, dersini yaptıktan sonra diğer bazı virdler kendince edinebilir. Son verilen ders ölene kadar devam eder.
Tembih: İsmi zat zikri kelime-i tevhit zikrinin evvelinde bin defa ifası ölene kadar yine devam eder.
Menzilde zikir:
İsmi Zat (Allah Allah..) ile derse başlanır ve ölene kadar devam eder. Önce beş bin adet ile başlanır sonra mürid arzu ettikçe Şeyhe yada vekiline müracaat eder ve zikrinin adedini artırmak ister, uygun görülürse artırılır.Tarikatın tembih ettiği sayıdan bir fazla yapamaz veya başka bir vird asla edinemez. dersin senelik peryodu yoktur, kişinin müracaatı ve vekilin mutabakatı esastır.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (5)
Yorum yaz!